Hoşgeldiniz ziyaretçi! [ Giriş yap

 

muzlu pasta 3-

  • İlan Tarihi: 27 Mayıs 2013 11:01

Açıklama

muzlu pasta 3-
— Boşveeeeeeeer… Ben diyordum sana, o adam beş para et-
mez diye… Yok yok, belliydi… Ben o hareketinden anlamıştım
zaten… Çok iyi yaptın! Sürtülsün burnu biraz! Bak filancanın
sevgilisi de çok çektiriyordu kıza… Terk et dedik, terk etti…
Şimdi adam kızın altına arabayı çekti, yüzüğü de taktı!
*
En nefret ettiğim durum nedir, bilir misiniz?
Kuaförde bir sürü işkenceye tabi tutulur ve sonunda dışarı
tamamen “sıfırlanmış” olarak, pırıl pırıl çıkarsınız. Sanki artık
ömrünüzün geri kalan kısmını böyle geçirecekmişsiniz gibi.
Ancak bu bakımın üzerinden daha bir gün bile geçmeden
pırıltı hemen sönmeye başlar. İlk gün saçın fönü, üçüncü gün
ojeler bozulur; yedinci günde tüyler tekrar baş gösterir ve pü-
rüzsüzlük hissi kaybolur.
Sanki boşa kürek çekiyormuşuz gibi, aynı terane tekrar
başlar…
Peki bu bakımsal durumlar kuaförle biter mi?
Kesinlikle hayır…
Kimi zaman çamurlara bulanır, kimi zaman naylonlara sa-
rılır, kimi zaman oranıza buranıza elektrik kabloları bağlanır,
kimi zaman da tüylerinizin teker teker yolunmasını veya on-
lardan tümüyle kurtulmak için etinizin her bir milimetrekare-
sine batırılan iğnelerin acısına katlanırsınız…
Ve güzellik uğruna daha ne işkenceler çekersiniz…
*
istikrar yok.
Kalça, göbek toparlamak ve daha bir “/it” olmak için “tae-
bo”dan tutun da “kanguru aerobiği”ne kadar her türlü faaliye-Banu Özdcmir
37
te sardırırız. Koşu bantlarının, “climber”lann, “/ree runner”\a-
rın tepesinden inmeyiz.
Ta ki iki santim incelene kadar. Elbette haftada iki günden,
üç ayda ve rejimsiz daha iyi bir sonuç çıkmaz ki…
Tüm bu çaba, topu topu bu kadarcık incelebilmek içindir.
Aslında harcanan bu çabanın ve dökülen terlerin amacı top
model ölçülerine ulaşmaktır ama, bu tempoya ömür mü daya-
nır?
Böylece, sportif faaliyetlerimizin ömrü zor belâ üç ayı bu-
lur. Ufaktan ufağa aksatmalar başlar ve sonra hepten bırakılır.
Hani zaten iki santim de incelinmişti ya, bu kadar spor can
sağlığıdır.
Yaza 1-2 ay kala, -plajlarda bikini ile boy göstermek zorun-
da kalacağımız günler yaklaştığından- panik içinde spora bü-
yük bir dönüş yaşanır.
Nasıl bir şevk, nasıl bir azimdir o öyle! Bu kez haftada iki
gün yetmez. En az üç gün; önce kondisyon, sonra aerobik,
sonra tekrar kondisyon ve en son aletlerle kasları çalıştırırız.
Gece yarılarına kadar terlerimizi sular seller gibi etrafa saça-
rız.
Bu aylarda spor salonlarında iğne atsanız yere düşmez.
Aletleri kullanabilmek ve hatta duş alabilmek için bile kuy-
ruklar beklenir. Solaryumlar full kapasite çalışır. Bu panik
tüm şehri sarmış, oradan oraya koşturmacalar yerini spor sa-
lonu-ev-iş üçgeninde gidip gelmelere bırakmıştır.
Yaz sonu mu?
Boşuna demedim “istikrar yok” diye… Evet, yaz sonunda
tüm yağlar tekrar büyüyüp gelişmeyeO) bırakılır.Bir oburluk var.
Her şey ama her şeyi yapmak isteriz. Kitapçıda gördüğü-
müz ilgi çekici her kitabı satın almak ve okumak (ki kütüpha-
ne okunmamış kitaplarla doludur), evin çeşitli köşelerini gü-
zelleştirmek için otantik objeler bulunabilecek küçük dük-
kanlar keşfetmek, İstanbul Life’da adı geçen yeni mekânları
denemek, Küçük Oteller Kitabı’ndaki “Aşık olunan butik otel-
ler”e kaçamaklar yapabilmek, fotoğrafçılığa, biniciliğe, dalgıç-
lığa, yogaya başlamak, tango, latin, oryantal dans öğrenmek,
sevgiliye Meksika, İtalyan, Çin mutfaklarından özel yemekler
pişirebilmek…
İsteriz de isteriz…
İşin tuhafı otuzlu yaşlarda tüm bunları yapacak parasal im-
kâna da kavuşmuşuzdur ama…
Zaman yoktur.
Birine başlar, sonra onu yarım bırakır ve hemen bir başka-
sına sıçranz. Bu böyle devam eder durur…
*
Spor faaliyetleri yerini dönüşümlü olarak kimi zaman dans
kurslarına, kimi zaman yemek, kimi zaman da İspanyolca
kurslanna bırakır. Bu kursların en güzel tarafı bir yandan ye-
ni maharetler kazanmak, diğer yandan sosyalleşmektir.
-Heyyooooo! İstanbul’un en güzel sushisini bir Udonya, bir
Four Seasons, bir de benim evde yiyebiliyorsunuz artık!
—    Hadi ya? Sushi yapmayı mı öğrendin?
—    Evvvet!
—    E ne zaman geliyoruz yemeye ?_?
— Ehhm… Şey… Aslında daha bir kere yaptım, o da kurs-
ta… Bir kere daha kendim deneyeyim, ondan sonra çağıra-
yım!
*
Diğer bir koşturmaca nedeni de bitmek tükenmek bilme-
yen alışverişlerdir.
Biz kadınlar, hele bekâr ve de düzenli bir gelir sahibiysek,
mütemadiyen alışveriş halindeyizdir.
Şimdi giymeyeceğiz de ne zaman giyeceğiz!
Gardıroptaki eksikler hiç bitmez.
Bir siyah ayakkabının bile, onlarca farklı tarzı vardır. Sivri
burunlu-yüksek topuklu, sivri burunlu-çivi topuklu, yuvarlak
burunlu-sıfır topuklu gibi türlü versiyonların yanı sıra, süeti,
derisi, krokodili, sporu, abiyesi, tokalısı, tokasızı hepsinin gi-
yilecek yeri ayrıdır.
Zaten bu ayakkabı konusu başlı başına bir takıntıdır. Biz
kadınların ayakkabı dolaplarının kapasitesi, her biri Imelda
Marcos’un sahip olduğu ayakkabıları neredeyse içine sığdıra-
cak büyüklüktedir. Dolap bir kere giyilmiş, ikinci kereye bir
türlü sıra gelememiş ayakkabılarla doludur.
Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Madem öyle, niye o za-
man ayakkabı mağazalarının vitrinlerine adeta mıknatısla çe-
kilir gibi sürükleniyoruz? Her alışverişte, neden mutlaka
ayakkabılara göz ucuyla da olsa bakmayı ihmal etmiyoruz? Ya
da hiç aklımızda yokken elimizde bir ayakkabı torbasıyla bu-
luyoruz kendimizi?
Bu alışverişlerin sonu hiç gelmez…

3417 gösterim, 1 gün

  

İlan ID: Yok

Sorun bildir

İsteğiniz işlenirken, lütfen bekleyin....

Bir Cevap Bırakın

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

En Popüler İlanlar